Su Orucu 4.bölüm- Benjamin Button modu ;)

Başlarken, ilk 4 günün, geçen seferki 4 günlük deneyimle üç aşağı beş yukarı aynı fazda gittiğini ama daha az gerilimli olduğunu söyleyebilirim. Ne de olsa ne yaşanacağını biliyorduk. Daha hareketliydik, enerji harcamaktan daha az korktuk çünkü ilk iki günden sonra enerji seviyesinin garip bir şekilde arttığını öğrenmiştik. Benim arada bir –iki tansiyonum yükselir, arkadaşımın çarpıntısı baş gösterir gibi olsa da bunlar bir öncekinden daha hafif ve tolere edilebilir ataklardı.

Bu defa lavman kullanılmadan da dışkılama ve rahat bağırsaklarla başladı süreç. İlk iki gün elimizi oyalamak için” İyilik Bulaşıcıdır Grubu” için örülen bereleri ve boyunlukları diktik. (Tamam ben biraz kaytarmış olabilirim, neticede sıkılıyorum tek düze işlerden) Üçüncü gün biber sosu ve domates sosu yapmak gibi ulvi işlere kalkıştık. Ah o biber sosunun kokusu… Neyse bu koku ve zihinsel uyarı kısmına aşağıda bir yerlerde değineceğim. Unutmazsam demeyeceğim, çünkü artık unutmuyorum! Takviye almamama rağmen B12 üretmiş beden geçen seferdeki oruçta, naber?

Yalnız, söylemeden geçemeyeceğim. 4.gün teknik bir hata yaparak öğle sıcağında pazara gitmek gafletinde bulunduk. Oruç hali değilse bile sıcak çarptığından akşamı sepet gibi geçirdiğimiz söylenebilir. Amaaaa işte böyle böyle geldik 5.güne…

 

5.gün

Hani 4.gün ağzımızın içinde kötü bir tat vardı ya… Artık sadece tükürüğümüzde değil, ter ve idrarda da asetona benzer, kimyevi bir koku var. Bu, bedenin otofaji fazına geçtiğinin belirtisiymiş. Otofaji kısaca bedende sağlıklı hücrelerin sağlıksız olanları imha ederek ya da kendi içindeki zararlı maddeleri bir kese içinde toplayıp hücre duvarından dışarı teperek yaptığı temizlik. Bunu yapabilmesi için bedenin “azıcık aç” kalması gerekiyor.

Yaşadığımız duygu da aynen bu, bedende değişik tepkimeler gözlemliyoruz, tanımlamaya çalıştıkça ağzımızdan dökülen kelimeler “sanki içeride birşeyler başka birşeyleri kemiriyor”  Neredeyse o imha işlemini canlı yayında takip edebiliyoruz.

Gelelim enerji durumuna, aşırı dinlenmiş hissediyoruz kendimizi, bir gün öncesinin halsizliğinden eser yok. Koca bir tencere zeytinyağlı yaprak dolma sarıyoruz. Farkediyoruz ki iki gün önce domates ve biber sosu hazırlarken nasıl zihinsel olarak “can çekmesi” yaşadıysak o harika görünümlü ve kokulu dolmalar da aynı etkiyi yapıyor. Bedenimiz değil zihnimiz aç, bu ilginç bir gözlem bizim için.

6.gün

Gluteni neredeyse tamamen hayatımdan çıkartmayı kafaya koyduğumdan nohut unu yapma denemesindeyim. Ne kadar zihni sinir proje varsa önümde yapılmayı bekliyor sanki. Aynı zamanda hafif bir mazoşist eğilim göstermekteyim, son iki gün yiyemediğim yiyeceklerin videolarını seyretmekle geçiyor, glütensiz tarifler, şekersiz tatlılar vs. Nohut unu gayretkeşliğini hurma suyundan şekerli şerbet yapma girişimi izliyor dolayısıyla.

Bugün itibariyle farkındayız ki bizi yoran oruç değil, meğer yemek hazırlama, alışveriş, toplama, yıkama vs gün içinde ne kadar zaman harcatıyormuş, derdimiz o boş vaktin yerine birşeyler koyabilmek. Ne yapabilirim, birşeyler yapmalıyım, saatin akrebi niye bu kadar ağır hareket ediyor ruh hali. Sabır en büyük erdemim değil, söylememiş miydim?

İdrar hiçbir ek besin almamamıza rağmen bulanık. Allah bilir neleri atıyoruz bedenden dışarı, şikayetimiz yok lakin. Bu otofaji işini sevdim, arada gaz veriyorum sağlıklı hücrelerime “yiyin bozulanları, yararlı şeylere çevirin, işe yaramayanları da paketleyip kapı dışarı edin.” Görsel bir kadın olarak hücre içinde koroplast çöp torbalarına bozulmuş hücreleri doldurup akşamdan kapı önüne koyan minik işçi hücreler hayal ediyorum. Enerji ve şifa çalışmalarında çok işime yarayan vizyon gören yanım pek bir şaha kalktı, gayet güzel, hatta şahane ötesi.

Neyse bugünü de atlattık kaldı son gün.

7.gün

Harbi üşüyorum, terlemiyorum, dişlerimdeki kireç tabakası bile diş fırçaladıkça sökülüyorsa yerinden damarların içinde biriken kireç de aynı yolu izliyordur diye akıl yürütüyorum. Cildimiz yağsız ve aydınlık.

Her ne kadar verdiğimiz kilonun yarısını alacağımızı bilsek de tartının gösterdiği rakamlara ziyadesiyle memnun oluyoruz. Çünkü o kalan yarının ödem değil, yakılan yağlar olduğunu biliyoruz.

Kendimizi genç ve dinç hissediyoruz, bunun bir sebebi de uzun süreli açlıklarda büyüme hormonunun üstündeki baskının azalması ve bedenin gençleşme fazını başlatmasıymış. Bildiğin anti-aging ya da bir nevi Benjamin Button fazı.

Çoğu kişide eğer bedende hastalıklar sebebiyle ya da beslenme düzenine bağlı olarak fazla toksik madde varsa bu 5-7 gün arası biraz sıkıntılı geçebiliyormuş, bulantı, alerjik reaksiyon gibi. Çünkü beden iltihabı, virüsleri temizlerken ciddi toksin salabiliyor kana ve boşaltım sistemine. O yüzden tavsiyem 3-4 günle başlamak ilkine. Deneyimleyenler her orucun bir öncekinden daha rahat geçtiğini çünkü bedenin alıştığını ve daha da önemlisi her oruçla daha bir pür-i pak olduğunda hemfikirler.

5-7. gün arası metabolizmada neler oluyor:

Protein koruma fazı: 4.gün lipidleri yakmaya başlayan metabolizma, adrenalin ve yüksek büyüme hormonu sağlayarak protein seviyesini sabit tutar. Meali, metabolizmada protein var ancak enerji için kullanılmaz ve yağ içermeyen kas kütlelerini koruma altına alınır. Yaş aldıkça yavaşlayan büyüme hormonunun bu arkadan itmeyle neler başarabileceğini hayal edin…

Ayrıca, kasların yumuşaması ilk etapta “eyvah kaslarım mı eriyor?” endişesi yaratsa da, olan şudur: Kasların arasındaki glikojen ve fazladan tutulan su boşalmaktadır. Kaslar yerinde yani, panik yokJ Oruç sonrası yapılan egzersizler ve dengeli beslenme ile o görece yumuşama hali çok çabuk toparlanıyor.

Gelelim kan değerleri ve elektrolit dengesine: Oruç süresince metabolizma kandaki glukoz seviyesi ile  elektrolitlerin dengede kalması için gerekli donanıma sahip. Yani sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum ve fosfor takviyesi alınmasa bile bunlara dair kayıp yaşanmaz. Aslında evrim boyunca uzun süreli açlığa idmanlı olan bedenimiz bu açlıkla başetme ve onarma kimya bilgisini devreye sokarak resmen hava atıyor bize.

5 güne biraz fazla enerjik hatta az uyku uyuyarak giriyor olabilirsiniz. Mental açıdan da sağlam bir zihin açıklığı, rahat plan yapma, mevcut durumları iyi analiz edebilme gibi ilginç bir durum yaşanıyor. Mistik bir deneyim yaşamadım itiraf etmem gerekirse ama gerçekten hipomani derecesinde aktiftim zihin ve beden olarak.

Özetle:

Aslında ilk 4 günlük deneyimde yağ yakma işleminin başladığını biliyorduk hatırlarsanız. Özetle ilave 3 gün bize, yağ yağmaya devam etmenin yanında, beynin glukoz yerine ketonlarla beslenmesi, daha sağlıklı enerji üretmesi, kendini yeniden programlayarak sağlıksız hücrelerin dönüştürüldüğü/atıldığı otofaji fazını deneyimleme fırsatı verdi. Daha detaylı bilgi edinmek için, Otofaji konusundaki çalışmalarıyla Nobel ödülü alan Japon bilim insanı Dr. Yoshinori Ohsuminin çalışmalarına göz atmak isteyebilirsiniz.

Bu süreç, klasik olarak yönlendirildiğimiz sürekli birşeyler yeme alışkanlığımızı sorgulamamıza sebep oldu. Aslında bedenin kendini onarabilmesi için gerçekten belli periyodlarla açlığa ihtiyacı var. Bu periyod 8 saat yemek, 16 saat açlık olarak ketojonik beslenme olarak da biliniyor. Peki ketojenik beslenme ile uzun süreli oruçların farkı ne? İlkinde hedef yağ yakmak ve sağlıklı kilo vermekken, ikincisinde buna ilave olarak derin hücresel onarım bonusu var diyebiliriz.

Kişisel inancım, başlangıçta yapamam ben bunu düşüncesi ya da yaparsam bedenim zarar görür mü korkusu duymadan insülin direnci, kolestrol dengesi, hücre yenilenmesi ve organ onarımı için biraz sebat ederek herkesin uygulayabileceği ve fayda sağlayabileceği yönünde.  Tabii ki belli ağır vakalarda mutlaka doktor kontrolünde olması şartıyla.

Çok yaşayın, iyi yaşayın ;)