Su Orucu- 1.Bölüm "Açlık kavramına farklı bakış"

Su Orucu- 1.Bölüm "Açlık kavramına farklı bakış"

Su orucuna başladığımızdan beri özelden yazan veya arayanların ve dahi sessiz kalıp çekirdek çitleyerek bekleşenlerin merak ettikleri her şeyi açıklıyoruz, toplaşın;)

Öncelikle, adı Su Orucu ama bu bir su içmeme orucu değil, yanlış anlayanlar olmuş. Suya ilaveten, şekersiz katkısız ama az miktarda kahve ve çay tüketebiliyorsunuz. Bunun dışında yemek yemek yok. Gıda, mineral ve vitamin takviyeleri de kullanılmıyor. Bedenin kendi kimya laboratuvarına ya da benim deyimimle aşırı yüklenmedikçe kendi mükemmel sağlık kodlarını hatırlayabilecek muazzam kapasitesine teslim oluyorsunuz.

Gelelim sorularınıza…

Bunlar genelde aşağıdaki başlıklar altında toplanıyordu:

“Neden böyle bir şey yapıyorsunuz ki AMACINIZ ne?”

“Onu bunu boş verin de kaç KİLO verdiniz bakiim?”

“Biz de uygulamak istiyoruz da SÜRECİ merak ediyoruz, zorlandınız mı?”

SONUCU merak ediyoruz, ne gibi değişiklikler oldu?”

AMAÇ’tan başlayalım. Geyik olsun diye, Afrika’daki açlar için, ODTÜ’de ağaçlar kesilmesin diye açlık grevi yapıyoruz dedik, yalan.

Bu bir ruhsal, zihinsel ve bedensel arınma süreciydi bizim için. Daha önce deneyimleyen danışan ve öğrencilerimi gözlemledim, yaşadıklarını dinledim ve ilk başta kuşku ile yaklaştığım ama sonuçları ile ilgimi çeken bu deneyimi ben de yaşamak istedim. Günlük koşturma içinde biraz yavaşlamak, içsel gözlem ve Reiki ile meditasyon yapmak için de iyi bir fırsat olabilirdi diye düşündüm ve oldu da gerçekten.

Dinlerin çoğunda oruç vardır biliyorsunuz. Kiminde gün ağarmadan başlayıp güneş batışında sona eren, kiminde belli yiyeceklerin tüketilmediği ya da inzivaya çekilen dervişlerin rahiplerin yaptığı gibi çok az yiyecekler günlerce süren türleri mevcut.  Bunlar bedeni terbiye etmekten, açın halini anlamaya, Tanrı’ya yaranmaktan, Tanrısal olana yaklaşmaya kadar pek çok amaç taşıyor. Biz ise beden kadar zihni ve ruhu da terbiye etmek, açın halinden anlamak kadar AÇLIĞIN ne demek olduğunu keşfetmek, Tanrıya yaranmaktan çok, Tanrısal olan yanımıza dokunmak olarak özetlenecek bir amaçla başladık bu içsel yolculuğa.

İki satırla KİLO konusunu da yazıvereyim de çatlamayın:)

Bel, kalça, bacak ve kol ölçüleri alındı önerildiği gibi ve günlük su tüketimimizi not aldık. Birsen’in günlük su tüketimi 5-6 bardak (bardaklar battal boy, sizi yanıltmasın bu rakam 1,75 ila 2,1 litreye tekabül ediyor) benimki ise 8-10 bardaktı. Meali 4 günlük oruçta Birsen 3, ben 4.5 kg vermişim.

İnsanlar genelde birkaç hafta hazırlıkla başlıyorlar ilk deneyimlerine. Şekeri, karbonhidratı, hayvansal gıdaları azaltmak ve oruca başlamadan önce bu grubu tümden keserek bedeni alıştırıyorlar. Yine genelde 1-3 günlük oruçla başlıyorlar. Günlerin sayısı önemli, onu da birazdan açıklayacağım, sabır lütfen. Biz 4. Günün etkilerini sevgili Gönül ve Taner’den öğrendikten sonra başlangıçta 3 gün olan hedefimizi,  4’e çıkarttık. Gerçi 5. Günün mucizeleri de çok cazip görünüyordu ama ilk seferde abartmanın alemi yok dedik. Ben 2 ay önce şeker, glüten ve laktoz tüketimimi sınırlamıştım, Birsen de sebze ağırlıklı besleniyordu ama bize öğretildiği ya da yönlendirildiğimiz gibi genelde 3 öğün ve arada atıştırmaların olduğu bir beslenme düzenimiz vardı. Paketlenmiş ve işlenmiş gıdalardan uzak durduğumuz, köylü pazarlarından alışveriş ettiğimiz, dalından meyve koparabildiğimiz bir yaşam alanını yaratalı uzun süre olmuştu ilaveten.

Bir süredir, autoimmune (doğuştan olan bağışıklık) sistem sorunları yaşayan gruplara danışmanlık ve Reiki desteği verdiğimden, bağırsak ve midenin hayati önemini bizzat gözlemledim. Bu grubun sağlıklarına kavuşabilmek için ne kadar literatür taradıklarını, yaşadıkları sıkıntılardan kurtulmak adına verdikleri çabaları, modern tıbbın gitgide hastayı müşteri gibi gören ve sağlığa kavuşturmak yerine sağlığımızı kaybettirip sonra bizi ömür boyu ilaç-doktor-hastane düzenine mahkum ettiğini dehşetle farkettiklerini biliyorum. Hiç bize dokunmaz diye düşünmeyin, obaziteden kalp damar rahatsızlıklarına, tansiyon, kolestrol problemlerinden alerjilere, MS’ten Siboya, bir çok hastalık, sık ve çok yemek, sağlıksız ürünler tüketmek, antibiyotik başta olmak üzere gereksiz kullanıldığında iyileştirmek yerine hasta eden ilaçlara mahkum edilmekten kaynaklanıyor.

 

Bu ara bilgi aklınızın bir köşesinde dursun, biz yine sürece dönelim.

Süreçle ilgili ilk soru, “zorlandınız mı?” olmuştu. Kısaca hem evet hem hayır diyebilirim.  Biz bu konuda şanslıydık, autoimmune rahatsızlıkları sebebiyle bu konuyu araştıran, literatür tarayan ve deneyim günlükleri tutan Reiki öğrencilerimizin desteğini aldık. Açlık hissi, ağız kuruluğu, ishal ya da dışkılamama, idrar ve ter kokusunda olası değişiklikler, tansiyon yükselmesi ve düşmesi, enerji seviyesindeki iki uca da kayabilen belirtiler, sivilceler, egzama benzeri reaksiyonlar, kaslarda seğirme gibi semptomlar ve bunların kişiden kişiye zamanlarının/yoğunluklarının değişkenlik gösterebileceği konusunda bilinçliydik kısacası.

Neler yaşadığımız, nasıl tepkiler verdiğimiz, nelere dikkat ettiğimizi ve biraz önce dediğim gibi hangi gün bedende ne gibi kimyasal reaksiyonlar ve metabolik onarımlar oluyor kısmını ikinci yazımda daha detaylı anlatacağım.

İkinci yazı hem sürece dair tuttuğumuz günlük notları, hem de biraz da bilimsel verileri içerecek.

Bir de tabii bireysel olarak SONUÇ’taki değişimleri ;) Küçük bir tiyo, fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal açıdan içsel olarak oldukça sarsılacaksınız ve kesinlikle açlığa bakış açınız değişecek.

Bu günlük bu kadar:)